5 Şubat 2012 Pazar

İlk Yazım

Soğuk ve karlı geçen günlerin ardından hafta sonuyla beraber güneş yüzünü İstanbul'a gösterdi. Güneş yüreğime dokunmuş olsa gerek, "Ben bugün yazmalıyım."dedim. Kahvaltıdan sonra, çayı al, perdeleri aç, camı arala ve alttan hafif bir Sezen Aksu... Oturdum notebookun başına ve yazmaya başladım...

Böyle romantik sayılabilecek bir girişin ardından ilk yazım başlıklı ilk yazımı yazmaya başlamış oldum. Baya uzun zamandır yazmak istiyorum aslında. Ancak cesaret edemiyordum. (Yaklaşık 2 senedir). Benim gibi düşüncelerini anlatmayı seven, bıraksan sabaha kadar konuşabilecek, biri yazacak cesareti bir türlü bulamıyordu. Neden bu cesaret bir türlü gelmiyordu ? Neden 1,5 sene evvel aldığım bu blog'a bir yazı dahi yazamamıştım ?

Bu soruların cevabını yakın zamanda buldum aslında. Ancak yinede oturup ilk yazımı yazabilmem için ilk paragrafta yazdığım gibi bir ortamın oluşması gerekiyormuş. Peki nedir bu soruların cevapları ?

"Yazmak" kendini ifade açısından zor bir yöntemdir. Yazarken, karşılıklı iletişimde kullanılan jest, mimik ve ses tonu gibi vücut dilinin ögelerini kullanma şansımız yoktur. Kendimizi karşımızdakine rahatça ifade edebilmemiz için tüm bu jest, mimik ve ses tonunu, yazımızdaki cümleler ile ifade etmemiz gerekir. Yanlış anlaşılmaktan korkan biri olan beni, blog yazmaktan alıkoyan en büyük sebep işte buydu.

Neden şimdi yazmaya karar verdim ?


Artık kendimi yazmak konusunda daha donanımlı hissettiğimden mi ? Yoksa artık kendimi daha iyi ifade edebileceğimi düşündüğümden mi ? Hayır bunların hiç birisi değil. Sadece yazmış olmak için yazacağım, çünkü artık bunu gerçekten istiyorum. Belki bir heves, belki yerini doldurmaya çalıştığım bir şey, belki de çok başka bir şey...

Ayrıca bir psikologdan duyduğuma göre yazmak bir terapi yöntemiymiş. Yazarak hem kendime terapi yapmış olurum hem de okuyanların aklında belki bir kıvılcım yaratabilirim.

Okuyan derken yazdıklarımın çokta okunacağını sanmıyorum. Zaten çok çok az okuyan bir milletiz. Okuyanların da okunması gereken o kadar çok yazar, araştırmacı, düşünür varken beni neden okusunlar ki...

Peki neler yazacağım bu blogta, ismi neden bu ?

Genelde aklıma takılan, üzerinde çok sorular sorduğum sorular hakkında ki yorumlarımı yazmayı planlıyorum. Ya da bir sinema filminden, dizi de bir sahneden, kitapta etkilendiğim bir paragraftan da bir şeyler yazabilirim. Ya da bilmiyorum yazacak bir şey işte...

Bu blogta gülen yüzümün ve her an geyik muhabbeti yapmaya müsait benin, görüleceğini pek sanmıyorum. Zaten böyle olmayacağı blogun adından da anlaşılıyor "Tefsir-i Efkar"*. "Efkâr" Arapça'da "fikir" kelimesinin çoğuludur. Aynı zamanda "tasa, kaygı, üzüntü" anlamında da kullanılır. "Tefsir" ise yine Arapça "yorumlama" anlamına gelir.

Bakalım bu blogta düşünceleri iyi yorumlayabilecek miyim ?

*Tefsir-i Efkar Osmanlı devletinin son zamanlarında yayınlanan bir gazetedir.

2 yorum:

yavuz usullu dedi ki...

Melankoliyi pek sevmem, melankoli eskiden 7 büyük günahdan sayılırmış melankolik insanlara kötü gözle bakılırmış tabi şimdi böyle bir şey söz konusu değil. Bloguda biraz melankolik biraz duygusal gördüm ama sinema diyince akan sular durur. Buyüzden sinemayla ilgili birşey yazmışmı acaba diye kontrol edecegim bir blog bu benim için. Hayırlı olsun Blogun

Dilaf dedi ki...

Hepimize hayırlı olsun. Bilirsin senin yazdıklarına yorum yapmayı pek severim.
O nedenle "dahi" anlamındaki "de" ler pek bir önemli:)

Kalemine kuvvet kardeşim.

Yorum Gönder